İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’ın ‘seçim tarihi’ açıklamasına ilişkin, “Meclis’in henüz vermediği kararın sonucunu bu zat hangi sıfatla ilan etmektedir? Hangi milletvekili, önüne teklif bile gelmeden size taahhüt vermiştir? Ya da millet idaresinin temsilcisi milletvekillerine şantaj mı yapıyorsunuz” dedi. Dervişoğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin dün yaptığı açıklamalara ilişkin de “Milliyetçilik hiç kimsenin tekelinde değildir. Bir kusur ve kabahat yada suç aranacaksa; milliyetçilerde değil, milliyetçiliği ayaklar altına alanlarda aranmalıdır. Ben bu cellatlığa da bu trol kültürüne de bu despotluğa da teslim olmayacağım” diye konuştu.
(TBMM) – İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’ın ‘seçim tarihi’ açıklamasına ilişkin, “Meclis’in henüz vermediği kararın sonucunu bu zat hangi sıfatla ilan etmektedir? Hangi milletvekili, önüne teklif bile gelmeden size taahhüt vermiştir? Ya da millet idaresinin temsilcisi milletvekillerine şantaj mı yapıyorsunuz” dedi. Dervişoğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin dün yaptığı açıklamalara ilişkin de “Milliyetçilik hiç kimsenin tekelinde değildir. Bir kusur ve kabahat yada suç aranacaksa; milliyetçilerde değil, milliyetçiliği ayaklar altına alanlarda aranmalıdır. Ben bu cellatlığa da bu trol kültürüne de bu despotluğa da teslim olmayacağım” diye konuştu.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin Meclis’te düzenlediği grup toplantısına gündeme dair açıklamalarda bulundu.
“YUNANİSTAN’IN İSRAİL İLE SAVUNMA İŞBİRLİĞİ GİDEREK DERİNLEŞMEKTE”
İktidarın dış politakısını eleştiren Dervişoğlu, “Dış pazarını doğru okuyamayan bir iktidarın, dış politikadaki istikametini de her fırsatta sorgulamak gerekir” dedi. Dervişoğlu, şunları kaydetti:
“Türkiye’nin dış politikada ihtiyacı hamaset değil, berraklıktır. Kiminle hangi meselemiz var, hangi hakkımızdan vazgeçmeyiz, nerede pazarlık ederiz, nerede kırmızı çizgi çekeriz; bunlar iç siyasetin günlük ihtiyacına göre değişemez. Komşularımızla kavga aramak akıl değildir. Fakat barış istemekle, hakkından vazgeçmek de aynı şey değildir. Geçen hafta, Karadeniz’de vurulan ve hiç kimsenin ilgilenmediği gemilerimizden ve denizcilerimizden bahsettik. Aynı kayıtsızlık Ege’de de söz konusudur. Yunanistan’ın Ege’deki 12 mil iddiası devam ediyor. Deniz parkları ve balıkçılık yasakları üzerinden yeni fiili durumlar üretmeye çalışıyorlar.
“MAVİ VATAN DİPLOMASİ GEREKTİRİR”
Girit-Güney Kıbrıs-İsrail hattındaki denizaltı elektrik kablosu bizim kıta sahanlığı iddialarımızı ilgilendirmektedir. Adaların silahlandırılması meselesi ortadadır. Yunanistan’ın İsrail’le savunma işbirliği de giderek derinleşmekte, Kıbrıs abluka riskiyle karşı karşıya bırakılmaktadır. Böyle bir tabloda içeriye dönüp ‘Mavi Vatan’ diye bağırmak yetmez. Mavi Vatan’ın edebiyatını değil, hukukunu ve diplomasisini yapmak gerekir. Bir gün ‘Bir gece ansızın gelebiliriz’ deyip, ertesi gün Atina’da her şey güllük gülistanlıkmış gibi davranırsanız ne sertliğinizin bir ağırlığı kalır, ne de yumuşamanızın bir değeri. Devlet politikası sarkaç değildir. Bir ucunda slogan, öbür ucunda suskunluk varsa, orta yerde ancak bir sefalet sallanır.
“İTİRAZIMI MİLLETE BAŞKA MASADA BAŞKA KONUŞMANIZ”
Türkiye’nin Ege’deki hakkı, iktidarın o haftaki iç politika ihtiyacına göre büyüyüp küçülmez. Lozan da kıta sahanlığı da deniz yetki alanı da devleti yönettiğini zannedenlerin şahsi mülkü ve mevzusu değildir. İsrail meselesinde de aynı tutarsızlık vardır. Kürsülerde, her önüne gelene Gazze ayarı verip, reklam peşinde koşmuşlar ama 70 bin masumun katline rağmen, ticareti yıllarca kesmemişlerdir. Halen o pek yüksek ahlak ve vicdanlarını, değiştirilen konşimentoların temizlediğini zannetmektedirler. İçeride millete düşman gösterdiklerinizle dışarıda işbirliği içindesiniz.”
“SİZ AHLAKI SAVUNMUYOR, AHLAK YOKSUNLUĞUNUZA KRAVAT TAKIYORSUNUZ”
“Bizim itirazımız millete başka, masada başka konuşmanızadır” diyen Dervişoğlu, şöyle devam etti:
“Bunun bir örneğini daha vereyim: Geçtiğimiz hafta ABD Başkanı Trump, Michigan senatör adayı Muhammed Al-Sayed’i, sırf ismi Muhammed olduğu için radikal bir cihatçı olmakla itham etti, alenen Muhammed ismiyle dalga geçti. Ne Erdoğan’dan ne de iktidarın diğer unsurlarından tek bir tepki duymadık. Anlaşılan o ki, peygamberimizin mübarek ismi ile dalga geçen ABD başkanı olunca iktidarın ahlaki hassasiyetleri birdenbire kayboluyor. Öte yandan aynı iktidar, resmi ve gayri resmî aparatlarıyla Azerbaycan’ı kınamak için adeta can atıyor. Beyler, eğer ahlakı savunurken karşınızdakinin güçlü ya da güçsüz olmasına bakarak hareket ediyorsanız, siz ahlakı savunmuyor, ahlak yoksunluğunuza kravat takıyorsunuzdur.
“TÜRKİYE, TÜRK DÜNYASI DEVLETLERİNİN EGEMENLİĞİNE SINIRSIZ BİR SAYGI GÖSTERMELİDİR”
Türk dünyası, Azerbaycan ve KKTC’den başlamak üzere ülkemiz için stratejik önceliğe sahip olmalıdır. Nedense, bu iktidar stratejik derinlik denildiği zaman sadece Orta Doğu’dan ibaret bir dış politikaya işaret ediyor. Balkanlar, Kafkaslar, Orta Asya stratejik öneme sahip coğrafyalar olarak tanımlanmıyor. Tekrar söyleyeyim: Türkiye, Türk dünyası devletlerinin egemenliğine sınırsız bir saygı göstermelidir. Onları, Orta Doğu politikasında aldığı pozisyonla değerlendirmek eğiliminden derhal vazgeçmelidir.”
“TRUMP ORTADOĞU’DA BİR İTTİFAK KURUYOR VE TÜRK ASKERİNİN DE BU PROJEDE ROL ALMASINI BEKLİYOR”
Mekke Anlaşma’sına da değinen Dervişoğlu, şunları söyledi:
“Anlaşılmaktadır ki, Türkiye Orta Doğu’ya ne denli hoyratça yaklaşırsa, Türk coğrafyasında zemin kaybetmektedir. Hoyratça yaklaşmaktan kastım şudur: Bir yandan Trump’ın dış politikasının taşeronluğunu üstlenme hevesinden, diğer yandan da bu çarkı gizlemek için girilen rollerden bahsediyorum. İspatını mı soruyorsunuz? Yine Trump’tır. Mekke ittifakı ve Suudi Arabistan-Yemen Savaşı için sorulan soruya, ‘Erdoğan Husiler konusunda ‘istediğimi yapacaktır’ diyor. Hem de kameralar önünde hem de canlı yayında. Kutsal mekanları korumak için yapıldığı iddia edilen anlaşmanın aldığı hale bakın. Türkiye, İsrail ve Mısır, Suudi Arabistan’ı korumak için aynı eksende buluşuyor. Trump Ortadoğu’da bir ittifak kuruyor ve Türk askerinin de bu projede rol oynamasını bekliyor. Karşılığında ise parasını ödediğimiz uçakları değil, Erdoğan’a, has be has Amerikan malı meşruiyet bahşediyor. Bunu halka anlatmayan iktidar ise aldığı açık çekin karşılığında, iç siyaseti hem otoriterleşerek felç ediyor, hem de Filistin davasının şövalyesi olduğunun propagandasını yapıyor.
“SİZ KUTSAL TOPRAKLARIMIZI İSRAİL’LE BİRLİKTE Mİ KORUYACAKSINIZ”
Gazze kürsülerinde başka, ticaret masasında başka, miting meydanında başka, güvenlik denkleminde başka bir Türkiye anlatamazsınız. İşinize geldiğinde kutsal değer, işinize geldiğinde reel-politik, işinize geldiğinde düşman, işinize geldiğinde ortak… Lafı uzatmayıp açık açık sorayım: Yahu siz kutsal toprakları, Mekke’yi, Kâbe’mizi İsrail’le birlikte mi koruyacaksınız onu söyleyin bana? Bunun adı devlet aklı değildir. Bunun tek bir adı vardır, o da yukarıdan aşığıya sağdan sola eyyamcılıktır. Başka bir adı yoktur.”
“SEÇİMLERİN YENİLENMESİ İÇİN MECLİS KARARI GEREKTİĞİ ORTADA”
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un açıklamalarına ilişkin Dervişoğlu şöyle konuştu:
“Bir süredir iktidarın çevresinde yeni bir sözlük dolaşıyor: ‘Rutin dışı yasama’, ‘irade seviyeleri’, ‘fikri aksatma’, itiraza karşı ‘tedbir’. Bu kelimeler tesadüf değildir. Oportünist siyasi geçmişinden, Alman sivil toplum vakıflarının avukatlığına, oradan da Cumhurbaşkanı danışmanlığına tayin ve terfi edilen zat, geçtiğimiz günlerde 2028 seçimlerinin mart veya nisan ayında yapılmasının ‘büyük ölçüde netleştiğini’ söyledi. İyi de netleşen nedir? Anayasa ortadadır. Seçimlerin yenilenmesi için Meclis kararı gerektiği ortadadır. Meclis o kararı vermiş midir? Hayır. O halde bugünkü Meclis’in henüz vermediği kararın sonucunu bu zat hangi sıfatla ilan etmektedir? Daha açık sorayım: Eksik irade nereden gelmektedir? Hangi milletvekili, önüne teklif bile gelmeden size taahhüt vermiştir? Ya da millet idaresinin temsilcisi milletvekillerine şantaj mı yapıyorsunuz? Aynı usul her yerde karşımıza çıkmaktadır. Anayasada hile yapmayı kendine hak gören, borsada düzenbazlıkla soygunu millete reva gören, kutsalı istismar ederek siyaset yapanlar için bunlar kaçınılmaz şeylerdir.
“ÖNCEDEN YAZILMIŞ BİR SENARYONUN SUFLESİNİ Mİ VERİYORSUNUZ”
Terör örgütünün fiili varlığının sona erdiğine ve silahların teslim edildiğine ilişkin tespit henüz yapılmamış, fakat o tespitin yıl bitmeden yapılması için ‘en yüksek çaba’ istenmektedir. Yani tespiti yapacak kurum daha karar vermeden, kararın takvimi ve arzulanan neticesi önüne konulmaktadır. 29’uncu Dönem Meclisi daha seçilmemiş. Millet sandığa gitmemiş. Hangi parti kaç sandalye alacak, kim milletvekili olacak, nasıl bir siyasi denge doğacak bilinmiyor. Ama o Meclis’in yeni anayasayı kabul edip millete sunmasının ‘kaçınılmaz’ olduğu bugünden ilan ediliyor. Şimdi tabloya bakın: Meclis yok, kararı var. Seçim kararı yok, tarihi var. Tespit yok, neticesi var. Kehanet mi? Öngörü mü? Talimat mıdır? Yoksa önceden yazılmış bir senaryonun suflesini mi veriyorsunuz? Bunun kibarcası ihsas-ı rey; safçası doğmamış çocuğa don biçmektir. Gerçekte ise suça göre hukuk, günaha göre fetva, iktidara göre devlet uydurmaktır.
“ELEŞTİRİ İHANET DEĞİLDİR”
Cumhuriyet’in sahibi millettir, öznesi hür yurttaştır. Bu düzende siyasi iradenin kaynağını tayin edecek merci de bellidir. O da Türk milletidir. Bir kez daha söylüyorum: Eleştiri, ihanet değildir… Muhalefet, aksatma değildir… İtiraz, devlet düşmanlığı değildir… Devletin yaptığı işe itiraz edilebiliyor olması, Cumhuriyet’in karakteridir, kuralıdır, namusudur. Geçen hafta, devlet yönetmenin olayların arkasından yetişmek değil; öngörmek, denetlemek, gerektiğinde hesap sormak olduğunu söyledik. Vatandaşın parasının hangi fonda batacağını, sanayicinin hangi pazarı kaybedeceğini, milletin yarın hangi fiyatla karşılaşacağını öngöremiyorlar. Ama konu kendi iktidarınız olunca, maşallah on sekiz ay sonrasını milim milim görüyorlar.”
“AZGIN VE ARSIZ OLİGARŞİNİZİN CUMHURİYETİ MAĞLUP ETMESİNE MÜSADE ETMEYECEĞİZ”
“Yalan-yanlış her şeyi görüyorlar, ama hakikate hep düşmanlar” diyen Dervişoğlu, gazetecilerin tutuklanmasına tepki göstererek, “Son günlerde anayasal güvence altındaki, milletin haber alma hakkına müdahaleleri de bu yüzden. Gazeteciler ya evlerine, ya Silivri’ye hapsediliyor. Yapılan haberleri geçtim, yapılamayan haberler de suç unsuru sayılıyor. Gak diyene soruşturma, guk diyene demir parmaklık, hep bu hakikat düşmanlığının sonucudur. Hakkıyla ve adaletle değil, iktidarın menfaatine göre gazetecilik istemeleri, yalanlarla kurdukları zorbalık düzenini de ele veriyor. Yaşadıklarımız, bu düzenin gücünü değil, güçsüzlüğünü; cesaretini değil, korkaklığını; zaferini değil, yenilgisini gösteriyor. Türkiye, bu zulmü daha fazla taşıyamaz. Biz sizi görüyor, sizi biliyoruz! Siz de bilin ki, Anayasa’nın arkasından dolanıp, milletin iradesini hain bir pusuda yok edip, azgın ve arsız oligarşinizin Cumhuriyet’i mağlup etmesine, hürriyetlerin önüne duvarlar örmenize müsaade etmeyeceğiz. Bu yaptıklarınızdan sonra 24 yıllık devlet yönetiminden sonra sizi makul, sizi makbul, sizi meşru gösterecek hiçbir bir oyunun içinde olmayacağız” dedi.
“FİZİKİ YA DA DİJİTAL BARBARLIĞIN PARÇASI OLMAYI REDDEDİYORUZ”
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin dün yaptığı açıklamalara da tepki gösteren Dervişoğlu, şunları kaydetti:
“Bugün Türkiye için birbirini besleyen üç büyük tehlike görüyoruz: Bir, devlet kurumsallığının çöküşü; İki, toplumsal mutabakatın bozulması; üç, hak ve hürriyetlerin zayıflatılması. Bunlar birbirinden bağımsız değildir. Kurumlar çöktükçe hukuk şahsileşir; hukuk şahsileştikçe insanlar birbirine güvenmez; güven kayboldukça toplum öfkeye, korkuya ve kabileciliğe teslim olur. İYİ Parti bu yüzden yalnızca muasır, tarafsız ve anayasal bir devleti savunmaz. O devleti ayakta tutacak ve koruyacak medeni toplumu da savunur. Biz, kutuplaşmayı siyaset, öfkeyi fikir, travmalara yaslanan oy avcılığını marifet saymıyoruz. Biz, insanları korkutarak değil, insanlara güvenerek siyaset yapıyoruz. Türk milletine duyduğumuz güvenin özünde milli seciyemiz, milli karakterimiz vardır. Nasıl bir Türkiye istiyoruz? Nasıl şehirler, nasıl sokaklar, nasıl bir edebiyat istiyoruz? Nasıl bir estetikle bakıyoruz dünyaya? Düşlediğimizle, yaşadığımız zaman arasında, tehlikeler ve imkanlar arasında makul bir denge kurabiliyor muyuz? Bunlara cevap verebiliyorsak karakter yükselir, ahlak yükselir. Türklük diye sevdiğimiz o muhayyel aidiyet de, o zaman ayakları yere basarak yükselir. Biz, sorunu saklamadan anlatıyor, çözümünü tane tane gösteriyoruz. Fiziki ya da dijital bir barbarlığın parçası olmayı reddediyoruz.
“MİLLİYETÇİLİK KİMSENİN TEKELİNDE DEĞİL, BU MİLLETİN ORTAK DEĞERİDİR”
Türk devletini yönetme iddiasına sahipsek, önce birbirimize saygı göstermek zorundayız. Ben, ‘Milliyetçilik her şeyden önce yüksek karakterli bir Türk olmayı gerektirir’ derken tam da bunu kastediyorum. Despot iktidarların hükmetmekten en çok hoşlandıkları toplumlar, birbirinin celladı olmaya hevesli olanlardır. Bağırmadığı için dinleyebilen, dinlediği için anlayabilen, medeni ilişkiyi zayıflık saymayan bir toplum olamayı beceremezsek üzerimizde kurulan tahakkümü kendi ellerimizle meşrulaştırırız. Kölelik ilmeğini boynumuza kendimiz geçiririz. Milliyetçilik hiç kimsenin tekelinde değildir. Bu milletin ortak bir değeri, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesidir. Bir kusur ve kabahat yada suç aranacaksa; milliyetçilerde değil, milliyetçiliği ayaklar altına alanlarda aranmalıdır. Ben bu cellatlığa da bu trol kültürüne de bu despotluğa da teslim olmayacağım. Çocuklarımızı nasıl insanlar olarak yetiştirmek istiyorsak, önce kendimiz öyle davranacağız. Çünkü medeniyet, insanların birbirlerine neyi reva gördükleriyle yaşar. Bu yüzden bizim için mesele yalnızca neyi savunduğunuz değildir, nasıl savunduğunuzdur. Çünkü yönteminiz, yarın kuracağınız düzenin küçük bir numunesidir.
“HEDEFİMİZ BİRBİRİMİZİN AİDİYETLERİNİ MEZURAYLA ÖLÇMEK DEĞİL”
Bugün yalanla taraftar toplayan, yarın devleti de yalanla yönetmeye kalkışır. Bugün linçten medet uman, yarın hukuk yerine linç düzeni kurar. Eskiler boşuna söylememiştir: ‘Usul, her zaman esasa mukaddemdir’. Medeni aidiyetler, bir kabile ilişkisi olmadığı gibi, siyaset de bir kabile savaşı değildir. Devleti yeniden kurumlarına, siyaseti akla, toplumu medeni münasebetlere, insanı da hürriyetine kavuşturacağız. Çünkü bizim istediğimiz Türkiye, birbirinden korkanların değil, birbirine güvenebilenlerin cumhuriyetidir. İşte ben, bu uğurda mücadele eden iyiler ve cesurlarla her yolu yürürüm. Bu ülkede 200 yıldır vatan ve hürriyet mücadelesi vererek, kurtuluşa ve nihayet Cumhuriyet’e erişmiş bizler, bu ülkenin eşit ve onurlu vatandaşlarıyız. Meselemiz, birbirimizin aidiyetlerini mezurayla ölçmek ya da milli benliğimizin yerine partileri ikame etmek olamaz. Türk Milletini yeniden birleştirebilecek kudretteyiz. Hedefimiz ayrıştırmak değil, cumhuriyet değerlerine ve onun kuruluş felsefesine inanmış insanların sayısını, milletin sayısına eşitlemeye çalışmak olmalıdır. Bu millete, hak ettiği devlet ve toplum ahengini ancak böyle yeniden kazandırabiliriz.”
(SON)
Antepmanset ile Gaziantep’in nabzını anbean takip edin. Gündemden siyasete, ekonomiden şehir yaşamına, kültür-sanattan yerel etkinliklere kadar Gaziantep’e dair en güncel gelişmeleri tek adreste keşfedin. Şehrin ritmini yakalayın, hiçbir detayı kaçırmayın.
Yorum Yap